Evi ev yapan unsurlar

Ev neresidir? Ev nedir? Son iki yıldır düşünüp duruyorum bu kavramı. Ev, ailemizin olduğu yer midir yoksa yeni baştan aile kurduğumuz yer midir? Ev, okuyup çalıştığımız yer midir yoksa sosyal çevremizin çoğunluğunun bulunduğu yer mi… Aslında bunların hepsinin mevcut bulunduğu, en çok ait hissettiğimiz yerdir ev. Ve bazen evlerin değişmesi gerekir.

Ev neresidir? Ev nedir? Son iki yıldır düşünüp duruyorum bu kavramı. Ev, ailemizin olduğu yer midir yoksa yeni baştan aile kurduğumuz yer midir? Ev, okuyup çalıştığımız yer midir yoksa sosyal çevremizin çoğunluğunun bulunduğu yer mi… Aslında bunların hepsinin mevcut bulunduğu, en çok ait hissettiğimiz yerdir ev. Ve bazen evlerin değişmesi gerekir.

Hayatımın çoğunluğunda “ev”lerimi değiştirip durdum ve her yeni dönemimde başka bir yere taşınıp yeni baştan bir ev kuran kişi olmuştum. Şimdi hayatımda ilk defa geride kalan kişi olmayı deneyimliyorum, bir süredir aynı “evdeyim”. Ankara, bilinçli yetişkinliğimin ilk altı yılını doldurmuş bulunduğum, hala kalmaya devam ettiğim evim. Az önce günlüğümün eski sayfalarını çevirirken tam bir sene önce yazdıklarıma bakıyordum. Ankara’dan ne kadar kaçmak istediğimi, ne kadar bunaldığımı yazmışım. Son bir senede hayatımda o kadar fazla gelişme oldu ki şu anda aynı şekilde hissettiğimi söyleyemem. Ankara’da evde hissetmeye dair aidiyetim sürekli sarsılırken, hayatımda bir yerin benim için ev olmasının unsurlarını saptayıp sıraladım:

  1. Bağlayıcı bir kurum: Okul veya iş yerinin fiziki var olması benim için bir şehri ev yapmak için ilk neden olmuş şu ana kadar. Ankara’ya gelme nedenim ODTÜ’ydü ancak mezun olduktan sonra evden çalışmaya başladığım için herhangi bir şehirde fiziki bulunma zorunluluğum ortadan kalktı.
  2. Sosyal ilişkiler: Her gün derse gittiğimiz ve sosyal aktivitelere katıldığımız yerlerde birçok insanla etkileşimde bulunuruz ve bazı insanlara “arkadaşım” diyebilecek kadar çok vakit geçiririz. Son bir senede hem şehir/ülke değiştiren arkadaşlarımın olması, hem başka şehirde yaşayan eski erkek arkadaşıma zaman ayırabilmek için kendi sosyal çevremle kısıtlı vakit geçirmeyi tercih etmiş olmam, hem artık eskisi gibi keyif vermemeye başlamış bazı arkadaşlarla kabak tadı veren buluşmalar insana bulunduğu şehirde aidiyet duygusunu sorgulatıyor. Özellikle en sık vakit geçirdiğim, her gün görüştüğüm arkadaşlarımla artık birbirimizi anlamayıp eski yakınlığımızı kaybettiğimizi hissetmem büyük bir yalnızlık duygularını beraberinde getirdi ve gidip başka bir ülkede/ şehirde yaşama arzumu şiddetlendirdi. Tek başına zaman geçirmeyi seven ben, bir anda sürekli farklı sosyal ortamlar arasında kendimi bulur oldum. Artık bazı arkadaşlık ilişkilerinin eskisi gibi olmayacağını kabullenmiş durumdayım. İnsanlar değişir, bazı arkadaşıklar biter yeni arkadaşlıklar başlar ve bazı arkadaşlıklar kalıcı dostluğa dönüşür. İçinde yaşadığım dönem değişim anıydı ve bir şeyler değişmesin diye yapışıp tutunmaya çalışmak yerine akışa güvenmeliydim. Yalnızlık ve bunalım duygularından kaçmak için farklı aktiviteleri keşfetmeye önem verdim ve Karadeniz’de katıldığım bir kampta Dr. David R. Hawkins’in “Bırakmak” kitabını okuyan bir kadınla arkadaş olup kamp süresi boyunca kitabı ödünç aldım. Ankara’ya döndüğümde de ilk yaptığım şey bu kitabı sipariş vermek oldu çünkü bu kitapla karşılaşmak mükemmel bir zamanlama gibi gelmişti. Hayatın akışında arzu ve beklentilerinle savaşmak, onları bastırmak, yok etmeye çalışmak yerine neden teslim olmuyorsun diyordu kitap. İçinde bulunduğum bunalımı yaşamasaydım o kampa gitmeyeceğimi, o kitap hakkında bilgi sahibi olmayacağımı, kamptaki insanlarla tanışamayacağımı fark etmiştim. Bu aptal bir Polyannacılık değil ama yolda kaybolduğumuzda karşımıza çıkan başka güzel keşiflerin olduğuna dair bir hatırlatma oldu kendime. Bu keşifler bazen kim olduğumuz üzerinde bile bir rol oynayabilir. Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu düşünmek bana kendimi iyi hissettiriyor.
  3. Bağlayıcı faktörler (estetik, şehir meydanı, en çok zaman geçirdiğimiz dış mekanlar): Bazı şehirler estetik ve tarihi olarak o kadar güzeldir ki, sadece turistik olarak ziyaret ettiğimizde bile evimizde hissedebiliriz. Örneğin Roma, Prag gibi şehirlerde orta çağ tarihi dar sokaklarından bizi çağırıyor gibidir ve anda daha uzun kalmak için yoğun bir arzu duyarız. Roma’ya ilk ziyaretimde sıcak bir evde şömine önünde ısınıyor gibi hissetmiştim. Sadece dört gün vakit geçirmeme rağmen keşfetme arzularıyla dolmuştum. Şehir meydanı yaklaşan Noel ışıklarıyla o kadar güzeldi ki… Bu bana estetik zevk ile bir şehirde kalıcı hayat kurma arzum arasındaki bağlantıyı gösterdi. Ankara gözüme ODTÜ dışında hiçbir zaman estetik gelmedi. Günlük zaman ayırdığım aktiviteler, her cuma gittiğimiz aynı bar ve mesela Tango öğrendiğim dans salonu ait hissettiriyordu. Ancak yüksek bir binadan şehre baktığım her seferinde ne kadar çirkin bir şehir olduğunu düşünüyorum. Sonra, en sık uğradığım mekanların önünden geçerken veya sevdiğim insanlarla karşılaşırken tekrar evde hissediyorum.
  4. Keşif duygusu: Ankara’yı keşfetmek için heyecan duymuyorum. Keşif duygusu bize heyecan verir ve bizi tekdüzelikten kurtarır. Bir yerde keşif yoksa heyecan ve gelişim de yoktur. Bunun aynı zamanda ilişkiler konusunda da geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bir insanda keşfedilecek şeylerin bittiğini hissettiğimiz an aslında o insan bize heyecan da vermez, sıkılırız. Aradaki ilişki özensizleşir ve muhtemelen zayıflar. Bu sürekli yeni insanlar keşfedelim demekten bağımsız bir şey. Aslında birini keşfetmeyi bırakmayı tercih etmek ya da birini keşfetme özelliğinin zayıf olması, kişinin kendisinin sıkıcı olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Keşif hayatın genelinde bizi heyecanlı ve canlı tutan şeydir. Hem öğrenme arzusuyla dolarız hem gelişiriz. Keşfetmeyi bıraktığımızda yaşlanırız. Ben, hep keşfetmeye devam etmek istiyorum.

Beni nelerin evde hissettirdiğini size sıraladım. Bu liste belki bir sene sonra tamamen farklı unsurlardan oluşabilir. Tek bir kişi için şehir/ ülke değiştiren, bütün hayatı bilinmezliğe açılan insanlar var. Bana göre başka bir insan için yeni bir yeri ev benimsemek çok cesurca bir karar. Ancak hayat o kadar sürprizlerle dolu ki bu herkes için mümkün olabilir.

Emin olduğum tek bir şey var; herkes evde hissetmeyi sever ve herkes evini arar. Hem evde olup hem keşfetmeye devam edenler ise yaşlanmadan genç kalabilenlerdir.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

İyi seneler!

Ezel,

%d blogcu bunu beğendi: